4 Mart 2008 Salı
EĞİTİM Mİ ŞART, KÜLTÜR MÜ?
Şartlı refleksi gelişmiş olanların ağzında,
yani çarşı pazarda, okulda panayırda, üniversite fabrikada olsun hemen herkesin,
her yaştan her kesimden kişinin, neredeyse tekrarlamaktan zevk alarak söylediği,
kimi zaman bir stadyum çıkışında rastladığımız, kimi zaman bir bilgi şöleni,
festival ya da panel, yahut kongre arasında,
neredeyse deyimleşmek üzere olan o bildik klişe cümle,
bir flaş gibi patlar yüzümüze: Eğitim şart!
Örselenmiş ruhları olanların ülkesinde bu yargıya,
bila istisna herkesten biat istenir gizli veya açık.
Görünüşe bakılırsa pek de kimsenin itirazı falan yok, biat tamdır.
...
Bu ülkede en çok, parlak cümlelerden veya herkesin en ufak bir itirazı olmadan kabul ediverdiği yargılardan korkmalı değil midir?
En çok, yani her anlama gelebilecek…
Eğitim denilen şey, belirlenmiş amaçları gerçekleştirmek ve istenilen nitelikte insanı yetiştirmek için geliştirilen çabalar bütünü değil midir? Elhak, öyledir.
Öyle söylüyor kitaplar…
Peki, belirlenmiş amaçlar, nedir?
Maddî üretim ve faaliyetlerde, her şeye rağmen en fazla kârı sağlamak…
Her şeye rağmen, demek, faaliyet alanı içinde seninle aynı veya benzer işi yapan kişi ve/veya şirketleri yok etme pahasına kârı en çoklaştırmak, demektir. Yani dayanışmacı değil, rekabetçi bir dünya anlayışının yaygınlaştırılması. Onun da kökeninde, Darwin’in, büyük balığın küçük balığı yuttuğu veya yutması gerektiği, önyargısı temelinde şekillen biyolojik açıklama tarzına iman var.
Düşünebiliyor musunuz, insanın eğitimi, hayvanî yöntemlerden devşirilen bir eğitim kurgulaması ile donatılmakla, insanın özne değil, nesneleştirilmesinin varacağı noktayı…
Dolayısıyla istenilen nitelikte insandan kasıt, böylece ortaya çıkmış oluyor. Yani yaşamak istiyorsan, öldürülmeden, diğerini öldüreceksin, ilkesi. O halde eğitim için şu, rahatlıkla söylenebilir: İnsan olmayı düşünmediğin ve hedeflemediğin müddetçe, seni mutlu edecek imkânlar, eğitim yolu ile sana öğretilecektir.
Bu konuda eğitimli kadro, üretilmiştir.
Çünkü eğitim fabrikaları, afedersiniz, yuvaları (okullar vb.), Sanayi Devrimi diye kabul edilen ve özellikle 18. yüzyılda İngiltere’de yaygınlaşan fabrikalarda hatasız üretim olması için yontulmuş, afedersiniz, eğitilmiş/eğiktirilmiş insanın üretilmesine ihtiyaç duyuyordu.
Bu ihtiyacın dünyada en kısa sürede karşılanması için eğitim yuvaları işte böylece tezelden yaygınlaştı da.
Eğitim şart, diyenler, yukarıda söz konusu olan yuvalardan(!), ya mezun oldu, ya da olacak insanların arasından çıktı. Çıkış, o çıkış. Matbaadan çıkar gibi. Bu yüzden onlara, kelimenin gerçek manası ile “çıktı” bile denebilir.
O çıktılar değil miydi, 28 Şubat’ı bin yıl sürdürecek olanlar...
Ve yine onlar değil miydi, bankaları hortumlayarak geleceğimizi ve şimdimizi çalanlar…
Onlar değil miydi, mütesettir kızları okul-üniversite kapılarından yüz geri edenler…
Ve hatta kimini işinden, mesleğinden, aşından edenler…
Hiçbiri unutulmadı bunların, unutulmayacak da…
Gelinen Nokta
Koro şeklinde şimdi hepsi, farklı sebeplerden yola çıkarak bile olsa,
Türkiye’nin geleceği için özgün ve bağımsız projeler geliştirmek veya geliştirenleri desteklemek yerine,
AB’ye girmeliyiz şarkısını söylüyorlar…
Bu eğitim felsefesinin getirdiği ve getireceği nokta,
AB’ye her şeye rağmen biat/girmek ise,
bu işte bi iş var.
Ya bu felsefeyi değiştireceğiz,
Ya dası madası yok, kültürü önceleyeceğiz.
Kültürü önceleyince ne olacak?
Kültürü önceleyince, insan, kendinin ne olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gidiyor olduğu bilgisine ulaşıp, bu bilgiyi sürekli hatırda tutucu formların üretilmesinin imkânlarını araştırıp geliştirme yolunda olacak.
Bu yolda olan insan ise, mutluluğu değil ama huzuru tadacak.
Huzura, elde ettikleri ile değil, oluşları nispetinde ulaşacak.
Kültür, bu oluşları, elbette ahlâktan çıkartır.
Ahlâk ise, Könisberg’li Kant’ın dediği gibi, içimizde değil, peygamberlik huyları, peygamberlerin birikmiş (kümülatif) davranışlarıdır.
Elân, neredeyse bütün dünya, devletlerden kişiler tekine kadar, “büyük balığın küçük balığı yuttuğu, ya da yutması gerektiği” ön kabulü üzerinde durmakta/yükselmektedir. Kapitalizm ve emperyalizm, bütün gücünü, kültürden değil, biyolojik temelli dünya tasavvurunun türevi olan eğitim felsefesinden (‘eğitim şart’) almaktadır.
Kapitalizmin ve konformizmin altındaki Eğitim şart halısını (önkabülü) çektiğimizde
siz, asılo zaman seyredin çıkacak gümbürtüyü…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder